nexCMO

Türkiye’nin dijital dönüşümünde endüstri 4.0

2016 yılında üzerinde çok konuşulan iki kavram: Dijital Dönüşüm ve Endüstri 4.0. Her ikisi gündemde yer ettiği, konuşulduğu kadar kurumların hayatına derinlemesine girmiş durumda değil. Endüstri 4.0 özelinde hem kavramların nasıl algılandığı hem de Türkiye’nin ve şirketlerin önündeki engelleri konuşarak önümüzdeki döneme ışık tutmak istedik.

Endüstri 4.0 sensörler, nesnelerin interneti (IoT) ve robolardan ibaret değil. IoT odaklı ortaya çıkan yeni nesil endüstriyel çağ kavramı, son yıllarda ortaya çıkan katmanlı üretim (3D baskı), robotik, zenginleştirilmiş gerçeklik, yapay zeka gibi konuları da kapsamına alarak endüstrileri yeniden şekillendirecek eksponansiyel teknolojileri içermeye başladı.

Temel anlamda bir şirketin operasyonel modelini bir üst seviyeye taşımak ve şirketin büyümesini sağlamayı hedefliyor:

Sanayide bu dönüşümü gerçekleştirmek için Türkiye’nin önünde fırsatlar ve engeller olduğu aşikar… Almanya ve ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin önündeki en büyük engel geleceğin fabrikalarını yönetecek işgücü. Genç nüfusumuz ve mühendisliğin tercih edilmesi Türkiye’nin avantajı gibi görünse de aşağıdaki istatistikler gidelecek yol hakkında fikir veriyor:

  • Toplam çalışan nüfus içinde mühendislerin oranı %1’in altında. Bu oran Almanya’da %3, Finlandiya’da %3, ABD’de %2, Polonya’da %1.5, İspanya’da %1.5.
  • Bir yılda mezun olan mühendis sayısı Türkiye’de 85 bin. Kore 165 bin, Vietnam 100 bin, İran 230 bin mühendis her yıl mezun oluyor.
  • Her yıl mezun olan 950 bin liselinin yarısı meslek liselerinden mezun oluyor.

Sayılar bir kenara Endüstri 4.0 dönüşümünü gerçekleştirmek için gerekli olan şirket içi ve şirket dışı ekosistemi yönetecek olan iş gücünün çok yönlü düşünebilmesi, değerin nerede yaratılacağı ve nasıl yakalanacağını anlamasını sağlayabilir. Üretimin ekseninde değerin yaratılması ve değerin yakalanması açısında baktığımızda dört ana kayma görüyoruz:

  1. Tüketici Talebindeki Değişim: Öncelikle hepimiz biliyoruz ki artık tüketicinin gücü giderek artıyor. Kitle kaynak kullanımı, kişiselleştirme, özelleştirme (customization) ve birlikte yaratma trendleri ile birlikte niş segmentlerin ihtiyaçları karşılanmaya başlandı. Dijital dünyada Pareto’nun ünlü uzun kuyruğu artık çok kıymetli… Sahip olma isteğinin oluşmasından bu ihtiyacın karşılanmasına kadar olan süreç çok kısa. Tüketiciler artık Pinterest’ten ilham alıp Etsy’de ürüne dönüştüyorlar.
  2. Ürünlerin Doğasındaki Değişim: Ürünleri ürün yapan bileşenler artık radikal ölçüde değişiyor. Öncelikle modüler ve bağlantıda ürünler akıllı olmaları ile değer zincirinde üretimden satışa/servise tüm değer odağını değiştiriyor. Ürünlere sahip olmaktansa kullanım hakkına sahip olmak ürünün fiziksel odağını hizmet odağına çeviriyor. Diğer taraftan ürünlerde ciddi oranda yazılım bileşeni ortaya çıktı, gelecekte yazılım bileşeni olmayan ürünlerin sürdürülebilirliğinin olmayacağı öngörülmektedir. Ürünlerin fiziksel doğası ise malzeme bilimindeki gelişmelerle ciddi ölçüde değişim altında.
  3. Değer Zinciri Ekonomisi: Değer zincirindeki en önemli değişim her zaman aracıların (intermediaries) ortadan kalkması yönünde oldu. Değer zincirinde rolü sadece stok tutmak olanlar artık yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Biç beklenmedik endüstrilerde tüketiciler ile direkt etkileşim ortaya çıkıyor. Diğer büyük değşim ise fikirden pazara olan sürecin kısalması yönünde oluyor. İki faktör birlikte değer zincirinin ekonomisinin yeniden şekillenmesini sağlıyor.
  4. Üretim Ekonomisi: Üretimin şekli de hiç azımsanmayacak ölçekte değişim gösteriyor. Artık eskiden üretilmesi imkansız görülen şekiller üretilebiliyor, daha güçlü ürünler üretilebiliyor, daha hafif ürünler üretilebiliyor. Katmanlı üretim ile AR-GE süreçleri daha hızlı ve daha maliyet etkin yürütülebliyor. Robotlar daha yetkin, daha esnek; cobotlar insanların yerini almak yerine insanlara yardım eden formatta üretimde yerini alıyor ve öğrenebilen robotlar ortaya çıkıyor. Üretim ekonomisini değiştiren çok fazla etkenle birlikte yeni üretim modelleri ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin rekabetçi pozisyonu için tüm bu faktörler çerçevesinde ölçek (scale) ve özelleşme (fragmentation) arasındaki seçimi her sektör ve her ürün grubunda farklı dinamiklerle kendini gösterecektir. Türkiye’nin önündeki, düşünülmesi gereken kritik soruları sıralayacak olursak:

  • Çin’deki düşük üretim maliyetlerine rağmen Türkiye Avrupa’ya yakınlığı ile rekabet gücünü sürdürebildi. En büyük ticari ortaklarımızın olduğu Avrupa’daki Endüstri 4.0 yatırımları karşısında Türkiye’nin bundan sonraki yeni oyun planı ne olacak?
  • Rekabette henüz bıçak kemiğe dayanmadığı için birçok şirket bekleme modunda; yatırımın geri dönüşüne ilişkin güven tesisi henüz sağlanamamış durumda. Yapısal engelleri ortadan kaldıracak ve ortak çaba beklentilerini karşılayacak sanayi ve teknoloji politikalarımız ne zaman devreye girecek?
  • Endüstri 4.0’a ilişkin pilot uygulamalar hayata geçmiş olsa da şirket içi ve sektörlerde yaygınlaşması istenen ölçekte değil. Bunu destekleyecek üniversite işbirlikleri, girişimcilerin desteklendiği açık inovasyon platformları ve teknolojinin yerelleştirilmesini içeren güçlü bir ekosistem nasıl kurulacak?
  • “Avrupa’nın en büyük fabrikası, bizim fabrikamız!” diyerek övünme dönemi bitti. Daralan kar marjları ile bu büyük dönüşüm nasıl finanse edilecek?
  • Talep tahmini, üretim planına uyum, tam ve zamanında sipariş karşılama gibi temel tedarik zinciri metriklerinde genel olarak iyi durumda değiliz. Yeni nesil teknolojilerle şirketlerimiz nereye odaklanacaklarını biliyorlar mı?
  • Birçok şirketimizde kurumsal kaynak planlama (ERP) ve üretim yönetim sistemleri (MES) altyapıları henüz yeterince hazır değil. Operasyon teknolojileri ve bilgi teknolojleri eşgüdümü nasıl sağlanacak?

Bu sorunların üstesinden gelecek Endüstri 4.0 politika ve uygulamaları ile orta gelir tuzağından ne zaman ve nasıl kurtulacağımızı göreceğiz.

Herkesin bolca konuştuğu Endüstri 4.0 denkleminde ihtiyaç sahibi – karar verici – patronlar arasında henüz uyum yok… Bu Peki endüstride dijital dönüşümü nasıl başaracağız? Hızla gelişen teknolojik atılım trendinin farkında olarak, vizyoner bir bakış açısıyla büyük düşüneceğiz. Şirkette gerekli bilinci ve inancı yaratmak adına küçük kazanımlara odaklanacağız ve kazanımların devam etmesi için hızlı davranacağız.

Hakan Göl

Hakan Göl

Ortak, Deloitte Dijital