nexCMO

Mark Zuckerberg’in kayıp defteri!

İnsanlığın üçte birini kayıt altına alan aklın kıvrımlarında dolaşan nadir insanlardan birisi olan gazeteci Steven Levy, Zucerberg’in kayıp hazinesini paylaşıyor.

Rivayete göre Facebook henüz yeni piyasaya sürüldüğü günlerde Mark Zuckerberg dünyayı saracak platformunun ve genel aksiyonları hakkındaki tüm notları bir defterde tutuyordu. Zuckerberg’in bu defteri kimsenin eline geçmeden yok ettiği söylense de şükür ki birkaç sayfa Zuckerberg’in gazabından kurtulmuş.

Wired teknoloji yazarı Steven Levy bu defterin birkaç sayfasını eline geçirince Zuckerberg’in yıllar boyunca takip ettiği bu kariyer yolunu kaleme aldı.

Mark Zuckerberg’le 2006 yılının Mayıs ayında tanıştım. Newsweek’in teknoloji sayfalarının lideri olduğum o zamanlarda Web 2.0 adlı bir hikaye üzerine çalışıyordum; bu kavrama göre internetin bir sonraki gerçekliği mutlu ve yaratıcı bireylerin ürünü olacaktı. Özellikle üniversite kampüslerinde salgın gibi yayılan bir sosyal ağın söylentileri kulağıma gelmişti ve bu platformun hakkında daha fazla şey öğrenmek istedim. Neyse ki bu platformun kurucu ortağı ve CEO’su Zuckerberg o ay her yıl katıldığım PC Forum’da konuşmacı olarak yer alacaktı.

Konferansın gerçekleştiği mekanda öğlen saatlerinde bir araya gelmeye karar verdik. Bir araya geldiğimizde yanında Linkedin’i Facebook’a katılmak için henüz bırakmış Matt Cohler da vardı. Cohler oturduğumuz kalabalık masada yanımıza sığamadığı için konuşmamıza eşlik edemeyeceği kadar uzağa oturmak durumunda kaldı.

Zuckerberg’in 21 yaşında olmasına rağmen daha da genç göründüğünü şaşkınlıkla fark ettim. Hackerlar ve teknoloji şirketleri üzerinde yaptığım çalışmalarda henüz sakallı birilerine rastlamamış, en fazla kayısı tüyleri olan pek çok genç adamla bir araya gelmiştim.  Ancak Zuckerberg ile ilgili beni etkileyen şey yarattığı etki olmuştu. Şirketine dair sorduğum birkaç kolay soruya sadece sessizce suratıma bakarak yanıt verdi. Hiçbir şey söylemedi. Kızgın ya da aklı başka yerde gibi de görünmüyordu. Sadece boşluk.

Kafam karışmıştı. Bu adam Facebook’un CEO’suydu, değil mi? Garip bir tür nöbet mi geçiriyordu? Önceden yazdığım bir şey onu kızdırmış mıydı? Sessizlik sürdükçe zaman donmuş gibiydi.

Yanıt ararcasına Cohler’a baktım. Bana sadece bir tebessümle karşılık verdi. Ondan da medet umamayacağımı anladım.

Bu garip halden çıkmak için Zuckerberg’e PC Forum hakkında herhangi bir şey bilip bilmediğini sordum. Bilmediğini söylediğinde müdavimi olduğum konferans hakkında kişisel bilgisayar çağında Bill Gates ve Steve Jobs’un yüzlerinde organik olmayan gülümsemelerle atıştığı platform olduğu bilgisini aktardım. Söylediklerim üzerine açılmış olacak ki öğlen yemeğimiz boyunca hala o garip hali sürse de yatakhanesinde başlattığı ve 7 milyon kullanıcıya ulaşan platformu hakkında konuşmaya başladı.

O zaman farkında değildim ancak ben de Zuckerberg’in trans halini andıran sessizlikleri karşısında eli ayağı dolananlar kulübüne katılmıştım. Facebook Başkan Yardımcısı Andrew Bosworth bu translara haklı olarak “Sauron’un gözü” diyor.

Zuckerberg ve Facebook üzerine çalıştığım “Web’in Yeni Bilgeliği” adlı makalede sadece dört cümleyle yer aldı. Eğer Zuckerberg’in La Costa Resort and Spa’da geçirdiğimiz o öğlen yemeği sırasında bana söylemediklerini o zaman bilseydim, bu ikiliye makalemde muhtemelen daha çok yer verirdim.

Zuckerberg hayatının en üretken dönemlerinden birinin başındaydı. Onunla tanıştıktan birkaç hafta sonra Facebook için deli saçması denilebilecek derecede azimli bir vizyonu olduğunu açıkladı. Misyonunu ve ürününü sahip olduğu bir deftere yazan Zuckerberg bu küçük şirketin nasıl dünyanın vazgeçilmez ihtiyaçlarından biri haline geleceğini anlatıyordu. Detaylı bir şekilde Açık Kayıt ve “Feed” gibi şirketini her kurumun ötesine taşıyacak özelliklerden bahsediyordu.

Zuckerberg bu defter ve daha birçoğuna yazarak konsantrasyonunu zirveye ulaştırıyordu. Bu notlarda Facebook’un en büyük başarıları ve başarısızlıklarının ilk taslakları yer alıyordu. Sonraki 10 yıl boyunca Zuckerberg defterine yazdığı bu planları hayata geçirecekti. Facebook kendini üniversiteli öğrencilerin vakit geçirdiği bir siteden globalde tekilleşen ve kullanıcı sayısı pek çok ülkenin nüfusunu aşan bir sosyal medya servisine dönüştürecekti. Zuckerberg’in kehaneti paylaşım yapan insanların sayısının artmasının iyi bir şey olduğu yönündeydi. İnsanları bir araya getirmesinin yanı sıra Facebook haber, eğlence ve hatta hayat kurtaran bilgilerin bulunduğu bir platform haline geldi. Kurum kullanıcı ağını reklamlarla nakite çevirirken Zuckerberg dünyanın en zengin insanlarından biri haline geldi ve ismi PC Forum efsaneleri arasında anılmaya başlandı.

Sonra 2016 seçimleri yaşandı. Facebook hakkındaki tek tük şikayetler müthiş bir hızla öfkeye dönüştü. Facebook’un en çok beğenilen başarıları ayak bağına dönüşmeye başladı. Dünyanın dört bir yanından bir araya gelen milyonlarca insan iyi bir şey olmaktan çıkıp platformun kontrolsüz gücünün bir göstergesi haline geldi. Sesini duyuramayanların duyulmasını sağlayan bir platform aynı zamanda internet trollerinin zararlı içeriklerini de herkesin gözüne sokuyordu. Hem baskıcı hem de liberaller için bir araç haline gelen Facebook her şeyden çok insanların mahremiyetine müdahale ediyordu: Facebook’un başından beri önceliği olduğunu belirttiği paylaşma kültürü, kişisel verilerin izinsiz toplanıp satılarak üzerinden para kazanılacağı bir gelir kaynağı olarak gösterildi. Her birimiz tarafından bilinçli ya da bilinçsiz sağlanan bu veriler Facebook’un hızla ve emin adımlarla büyümesinin asıl sebebiydi.

2006’dan beri Zuckerberg’I izliyorum ve geçtiğimiz 3 yıldır şirketinin tarihini yazıyorum. Zuckerberg’le 9 kez konuştum ve bu konuşmalarımda onun bu zorlu koşullara nasıl adapte olduğunu (veya çoğu zaman adapte olmayı reddettiğini) gözlerimle gördüm. Toplumun Facebook’a karşı görüşünün değişimi, bir bakıma teknoloji sektörünün itibarının da düştüğünü gözler önüne seriyor. Ancak Facebook’un kendini içinde bulduğu eşi benzeri olmayan gelişmeler kurucusunun kişiliği, vizyonu ve yönetime yaklaşımından kaynaklanıyor. Facebook’u anlamak için, Zuckerberg’i anlamalısınız.

Bu elbette kolay bir görev değil. Zuckerberg bile kamuya sunduğu kişiliğinde robotik bir soğukluk olduğunu kabul ediyor. Birçok sohbetin ardından bana nispeten alıştı diyebilirim, ama her zaman kendini geride tuttuğunu da hissedebiliyordum. Hiçbir zaman benim bir gazeteci olduğumu unutmadı, kendini ve şirketini korumayı atlamadı.

Ancak Zuckerberg’in tüm duvarlarını indirdiği, hem kendisi hem de Facebook hakkında önemli bilgileri açıklıkla dile getirdiği tek bir alan vardı; 2006’nın ilkbaharında notlarını tuttuğu defteri.

Zuckerberg’in Facebook’tan önceki hayatı

 Dobbs Ferry, New York’ta büyüyen Mark Zuckerberg oyun oynamaya bayılıyordu. Bu oyunlardan ilki, “Zamanın sınavını geçebilecek bir imparatorluk yaratın” sloganlı PC oyunu Civilization’dı. Oyun oynamak onda programlama hakkında daha çok öğrenme isteği yarattı. Biri dişçi, diğeri psikiyatrist olan ebeveynleri bunun üzerine bir kodlama öğretmeni tuttular.

Zuckerberg kısa sürede yerel devlet okulunun sunduğu bilgisayar derslerini bilgisiyle geride bıraktı ve henüz sekizinci sınıftayken lisansüstü bir programa kaydoldu. Okuldaki ikinci yılının ardından daha zorlu dersleri olan bir özel okula yazılmak istediğine karar verdi. Ebeveynleri evlerinin yakınındaki ve seçici bir okul olan Horace Mann’a gitmesini isteseler de Zuckerberg babasının da deyimiyle “inatçı ve merhametsiz” olmasıyla Phillips Exeter Academy’e gitti.

Zuckerberg yeni okulunda sınıf arkadaşlarının arasında soyadı Rockefeller, Forbes ya da Firestone olanların olmasından etkilenmeden büyük başarılara imza attı. Bir bilgisayar dâhisi olarak öne çıkmasının yanı sıra eskrim takımının da kaptanıydı. Latincesi harikaydı ve empati sahibi olmasına rağmen güç ve fetihlere karşı büyük bir şehvet duyan imparator Augustus Caesar’a karşı bir hayranlık geliştirdi. Zuckerberg aynı zamanda oyun oynamaya da devam ediyordu; en sevdiği oyun artık Civilization’ın da bir benzeri olarak kabul edilen, oyuncuların 7 klandan birini galaksiye hükmetmesi üzere seçip geliştirmesini içerek Alpha Centauri olmuştu. Oynarken hep seçtiği klan olan Barışçıl Güçler’in lideri Pravin Lal’ın sözü, “Bilgiye ulaşmanı engelleyene dikkat et. Çünkü o, kalbinin derinliklerinde kendini senin efendin olarak görmeyi istiyor”u yıllar sonra Facebook imzası olarak kullanacaktı.

Zuckerberg 2002 yılında Harvard Üniversitesi’ne girdi ve yaptığı ilk şey Harvard’da yapılmaması gereken şeyleri yapmak oldu. H33 süitinin tahta masasında saatlerini yazılım ürünleri yaratmakla geçiren Zuckerberg notlarından veya derslerinden çok bu ürünlerine önem veriyordu.

Bu yazılımlarının ilki kullanıcılarının birbirlerini beğenip beğenmediğini belirtip bir araya geldiği FaceMash’ti. Veri tabanındaki fotoğrafların sayısını arttımak için şifreli olan birçok üniversite konaklama web sitesini hacklemesi üzerine Harvard Yönetim Kurulu tarafından sorgulanan Zuckerberg’in uzaklaştırılmasına bir adım kalmıştı. Yakın arkadaşları Zuckerberg’in bu durumdan ötürü rahatsızlık duymadığını belirtiyor. Bundan bir süre sonra gerçekleşen okula veda partisinde parti gözlükleri ve üzerinde bira içmeye dair bir kod bulunan bir şapka takan Mark Zuckerberg gelecekteki. O partide eşi Priscilla Chan ile tanıştı.

Sınıf arkadaşı Joe Green, Zuckerberg hakkında, “gerçek bir özgüveni vardı” diyor ve bir anısını paylaşıyor. Zuckerberg ve Chan ile birlikte zaman geçirdikleri bir akşam Zuckerberg’in kendini bir anda yola atması üzerine endişelenen Chan’e, özgüven kalkanının onu koruyacağını söylediğini aktarıyor.

“TheFacebook”

 Zuckerberg uzaklaştırmadan öyle ya da böyle kurtuldu ve bundan böyle bu seçiminin sonuçlarıyla yüzleşmediği tek kulvar olmayacaktı. 2004 yılının Şubat ayında TheFacebook adlı platformun kurucu ortaklarından biri oldu. Zuckerberg’i bir sosyal ağ web sitesi kurması için işe alan sınıf arkadaşları Cameron ve Tyler Winklevoss yolun sonunda ona dava açtı. Suçlamalarında bir yıldan uzun süredir beyin fırtınası yaptıklarını belirten Winklevoss kardeşler Zuckerberg’in bu süreç boyunca oyalandığını ve kapalı kapılar ardından kendi rakip ürününü geliştirmeye vakit ayırdığını belirtti. Yıllar sonra bu durumun doğruluğu kanıtlanmış olsa dahi Zuckerberg bana sadece tatsızlıklardan kaçındığını, bunu yapmadığını söylemeye devam ediyor. Facebook davanın sonunda 65 milyon dolar ödemek durumunda kaldı. Ancak 2008 yılında bu meblağın Facebook’un milyar dolarlar kazanan bir şirkete dönüşmüş olduğunu düşünürsek Zuckerberg’e çok da zarar vermediğini görebiliriz.

Dobbs Ferry’li Mark’ın, CEO Zuckerberg’e dönüşmesi

Biri sanki Facebook için nazar duası etmiş gibiydi. Zuckerberg’in fon toplamak ya da bir şirket yönetmekle olan deneyimi oldukça kısıtlı olsa dahi tüm parçalar kendiliğinden yerine oturuyordu. 2005’in sonunda Zuckerberg bir şekilde milyonlar kazanmıştı ve eski mentoru Sean Parker da Facebook’un ilk büyük yatırımcısı Peter Thiel ile müzakerelere başlamıştı. İkili deneyimli danışmanlardan oluşan bir kurul bile topladı.

İsmini vermek istemeyen bir Facebook çalışanı, “Bunu yapan Thiel mıydı yoksa Parker mıydı bilmiyorum ama bu kuruldakiler Mark’I manipüle ettiklerini düşünüyordu” diyor ve ekliyor, “Mark’ın Sean Parker’ı yatırımcı bulmaya nasıl ikna ettiğini hatırlıyorum… Mark Sean’ı yararlı bir araç olarak görüyordu ve yapması en külfetli olan işi ona yaptırıyordu”.

Zuckerberg’le tanıştığımda Palo Alto’daki Facebook ofisine yürüme mesafesinde olan 1+1 bir apartman dairesinde yaşıyordu. O eve gitmiş olanlar bazasız yatak minderi ve hiç kullanılmayan mutfağının yanı sıra yığın halinde duran defterleri de fark etmiştir. Bu defterlerine ofisteyken bile kafasını kaldırmadan ürün fikirlerini ve kodlama yaklaşımlarını yazan Zuckerberg kendi felsefi perspektifini de olayın dışında bırakmadı. Binlerce sayfa yazıyla dolu satırlar, madde madde özellik listeleri ve grafiklerle doluydu.

Zuckerberg bu noktada artık kodlama yapmıyordu; büyük resme odaklanmıştı. Defterler onun vizyonunu detaylı bir şekilde planlamasını sağlıyordu. Facebook mühendisleri ve tasarımcıları ofise geldiklerinde masalarında bu defterin bazı sayfalarının fotokopilerini buluyordu. Sayfalarda tasarım fikirleri veya sıralama algoritmalarına dair yönlendirmeler bulunuyordu. Bu sayfalar çalışanlar ve patron arasındaki iletişimi sağlarken fikirler fotokopilenen sayfaların dijital ortamda da bulunması ve değiştirilemez olmasıyla birlikte sorgusuz bir şekilde hayata geçiriliyordu. Facebook ofisinin her yanındaki beyaz tahtalara yazılanlar kolaylıkla silinebiliyor da olsa Zuck-defterlerinin kutsal varlığı sorgulanmayı imkansız kılıyordu.

Bu defterlerin çoğu artık yok; Zuckerberg defterleri yok etti. Bunu mahremiyet kaygılarıyla yaptığını dile getiren Zuckerberg bana emaillerinin ve kurumiçi maillerin ifşa edilmesinden dersini aldığını söyledi. “Üzerine çok düşünmeden yaptığın her şakanın basılıp başka yerlere çekilmesini ister miydin?” diye soran Zuckerberg bu durumun Facebook ürünlerinde şifreleme çalışmalarını hızlandırdığını söylüyor.

Ancak ben bu defterlerin tamamının yok olmadığını fark ettim. Muhtemelen fotokopisini aldığı yazıların günümüze kadar gelmiş olması Zuckerberg’in o zaman diliminde nasıl bir düşünce yapısı olduğunu gözler önüne seriyor. Defterleri arasında muhtemelen en önemlilerinden biri olan ve Facebook’un evrimine dair bilgileri içereninden 17 sayfalık bir koleksiyonu ele geçirdim; Zuckerberg bu deftere “Değişimin Kitabı” adını vermiş.

Değişimin Kitabı – Yazar: Mark Zuckerberg

28 Mayıs 2006 tarihli ilk sayfada Zuckerberg’in adresi ve telefon numarasının yanı sıra bu kitabın bulunması halinde Zuckerberg’e teslim edene 1000 dolar ödeneceği yazıyor. Notun yanında ise Mahatma Gandhi’nin, “Dünyada görmek istediğim değişim ol” sözü Zuckerberg’in el yazısıyla yer alıyor.

Kaleme alınan yazılar konstrasyonu ve disiplini yüksek bir yazara işaret ediyor. Her sayfa tarihlendirilmiş. Bazı girdiler tek bir enerji patlaması sırasında yazılmış gibi görünüyor ve bu girdileri 3-4 sayfalık örnek ekranların çizimlerini detaylı bir şekilde okura sunuyor. Hiçbir şey çarpılanmamış veya silinmemiş. Bu eser, konsantrasyonu hiçbir zaman dağılmayan bir yazarın elinden çıkmış.

Değişimin Kitabı Facebook’u üniversite ve lise kampüslerinden alıp internetin ana damarlarından biri haline getirecek iki projeyi anlatıyor. 29 Mayıs’ta Açık Kayıt adlı bir projenin yazımı başlanmış Bu noktaya kadar Facebook öğrencilerin kullanımıyla sınırlı olmuştu. Zuckerberg’in planı Facebook’u herkese açmaktı. Nasıl bir hesap sahibi olunabileceğini anlatan şemada sorulan ilk soru kayıt olmak isteyen kişinin liseli mi, üniversiteli mi yoksa dünyalı mı olduğu. Şemada mahremiyete dair notlar da var. Konumuzda bulunan arkadaşının arkadaşının profilini açıkça görebilmeli misin? Ya da bu konumla kısıtlı olmamalı mı? Zuckerberg’in, “Belki de bu coğrafi konumdan ziyade her yerde olmalı” notunu aldığını görüyorum. “Bu muhtemelen siteyi daha açık bir hale getirirdi ama henüz iyi bir fikir değil”.

Zuckerberg Facebook’un eninde sonunda açık olmasını istiyordu ancak defterin sayfalarında bu açıklığın ne anlama geleceği fikriyle güreştiğini görebiliyorum. Facebook’u diğer sosyal ağlardan ayıran kapalı yapısının sağladığı düşünülen mahremiyetti. Açık Kayıt demek bu varsayımların kapı dışarı edilmesi anlamına gelirdi. Bu durumda insanlar Facebook’u güvenli bir platform olarak görmez mi? Açık Kayıt özelliğini düşünürken aldığı bir not da, “Bu siteyi güvenli olsun ya da olmasın güvenli gösteren nedir?”. Zuckerberg, mahremiyet algısı üzerine, mahremiyetin kendisi kadar kafa patlatmış gibi gözüküyor.

Facebook’un genişleyen kapsamı ve mahremiyeti sağlam tutma gerginliği Zuckerberg’in her daim aklında taşıdığı ve defterinin sayfalarını da dolduran bir hal olmuş. “Karanlık Profiller” adını bir fikri oluşturmak için 3 sayfa doldurmuş. Bu sayfalar, bilerek ya da bilmeyerek Facebook’a henüz üye olmamış insanlar için tasarlanan sayfalar olacaktı. Burada amaç kullanıcıların Facebook üyesi olmayan arkadaşları için sadece onların isimlerini ve email adreslerini vererek sayfalar oluşturabilmesiydi. Bu profil oluşturulunca herkes profile biografik veya ilgi alanları gibi bilgileri ekleyebilecekti.

Değişimin Kitabı’nda öne sürüldüğü gibi, Karanlık Profiller’in asıl sahipleri kendileri için oluşturulan bu profilleri email adreslerine gelen bildirimlerin de yönlendirmesiyle sahiplenmek isteyecekti. Zuckerberg bu kavramın ürkütücü olmaması üzerine zaman harcamış gibi görünüyor. Çareyi bu hesapların arama motorlarında yer almamasında bulmuş…

2006 yılında Zuckerberg karanlık profillerin katkıları üzerine yazarken kullanıcı kazanımı, Facebook veri tabanına daha çok bilgi eklenmesi ve bu sürecin “eğlenceli ve biraz çılgınca” olduğundan bahsetmiş; elbette bundan 12 yıl sonra kurultayın karşısında Facebook’a üye olmayan insanların bilgilerini tutup tutmadığı hakkında ifade vereceğini bilmeden. Şirket, Facebook’a üyeliği olmayan kullanıcılar hakkında birtakım verilere güvenlik sebebiyle kayıtlarında tuttuğunu ve dış yazılımcılara da kaç kişinin aplikasyonlarını veya web sitelerini kullandığını göstermek üzere sahip olduğunu belirtirken Facebook üyesi olmayan kullanıcılar için profiller oluşturmadıklarının altını çizdi.

Yahoo teklifi ve News Feed’in çalkantılı lansmanı   

Zuckerberg’in Değişimin Kitabı’nda ele aldığı bir diğer proje ise Feed (isim hakları nedeniyle bu isim News Feed olarak değiştirildi). Feed, Facebook deneyiminin tamamen tekrar ele alınması anlamına geliyordu. 2006’da Facebook profillerinin aktivitelerini görmek için bir profilden diğerine geçiş yapmanız gerekiyordu. News Feed ise bu güncellemeleri bir ana akımda size sunup Facebook’un ana sayfası haline gelecekti.

Defterinde Zuckerberg News Feed’de nelerin yer alması gerektiğine dair uzunca yazıp çizmiş. Önceliği insanların bilinçli bir şekilde iletişimde olduğu arkadaşlarının neler yaptığını kolaylıkla görmelerini sağlamaktı. Bir kelime Feed’in neleri sunması gerektiğine dair standardı oluşturdu: ilginçlik. Kelime tek başınayken yeterince masum gözüküyordu. “Hikayelerin çerçeveye ihtiyacı vardır” diye yazar Zuckerberg cümlelerine, “bir hikaye ilginç bir bilgi kırıntısı olmakla sınırlı değildir. Hikaye, ilginç bir bilgi kırıntısı olmasının yanı sıra bu bilgi hakkındaki diğer ilginç şeylerin ve bu ilginçliğin neden kaynaklandığının bir araya gelmesidir” sözleriyle devam ediyor.

Zuckerberg, hikayeleri neyin ilgi çekici kıldığına dair varsayımda bulunarak insanların tıkladıkları içeriklere karar verirken merak ve narsisizme dayanan bir doğaya sahip olduklarını kabul edip üç aşamalı bir hiyerarşi kurmuş. İlk sırada “senin hakkındaki hikayeler” yer alıyor. İkinci sırada “sosyal çevrenin etrafında kurulan hikayeler” alırken bu hikayelere örnek olarak arkadaşlarının ilişkileri, hayatında olup bitenler, arkadaşlık trendleri ve varlığını unuttuğun kişilerin tekrar ortaya çıkmasını vermiş. Bu sıralamada en az önem verdiği kategori ise “önemsediğin şeyler hakkındaki hikayeler ve diğer ilginç şeyler” olmuş. Bu kategoride ise ilginç olabilecek etkinlikler, dış içerik, ücretli içerik ve şişirilmiş içerik yer alıyor. Zuckerberg’in kişiselleştirilmiş bir gazete olarak da tanımlanabilecek News Feed vizyonu işte bu aşamalardan oluşuyor. (Elbette bu noktada Zuckerberg News Feed’in ana akım ve geleneksel medyaya bir alternatif oluşturabileceğini henüz aklından geçirmemiş.)

Zuckerberg defterine henüz yeni başlıyordu. Önündeki birkaç gün içinde mahremiyet ve Facebook’un üniversite ve lise kampüslerinden dünyanın tamamına nasıl yayılacağına dair planlarını not alan Zuckerberg bir “mini-feed” tasarımından bahsediyor. “Burada amaç bir kullanıcının hayatında olup bitenleri ürkütücü olmadan özetleyen bir özellik tasarlamak” notunu alan Zuckerberg farkında olmadan günümüz stalker’larının cennetini oluşturuyor.

Bir noktada kaleminin mürekkebi bitmiş olacak ki Facebook ile ilgili olmayan düşüncelerini de kağıda, “Şahane, bu kalem daha iyi çalışıyor” gibi sözlerle not almış. Bundan iki sayfa sonra ise Facebook için büyük bir vizyon olan The Information Engine (Bilgi Motoru) adlı projesini yazmaya başlamış.

Bu projede amaçladığı şey ise Facebook’u kullananların; veri işini çözmüş, herkese dair bir verisi olan fütüristtik bir hükümetin sahip olduğu arayüzü kullanıyormuş hissine kapılması gerektiği. Kullanıcının tüm derinlik seviyelerindeki bilgilere ulaşabiliyor olması ve tatmin oluyor olması gerek. Hükümetin veri tabanında bir araştırma yaparken kişi bilgilerine tıkladığınızda orada her daim bir şeyler görürsünüz. Bu mutlaka bir şey bulacağının bilincinde olmak, hükümet sayfalarına girmeyi veya bu sayfalarda arama yapmayı değerli kılıyor. Her aramanın yapılmaya ve her linkin tıklanmaya değer olmasını sağlamalıyız. Deneyimi keyifli kılmalıyız.

Facebook’u gelecek için tasarlamak Zuckerberg’in büyük keyif aldığı bir meşgaleymiş gibi görünüyor. Ancak aynı yıl, onun için acılı bir yıldı. O zaman bir internet devi olan Yahoo, Facebook’u 1 milyar dolara satın almak istediğini belirtti. Bu birçok sosyal ağ kurucusunun hiç düşünmeden kabul edeceği büyük bir meblağdı; Zuckerberg hariç. TheFacebook Harvard’da patladığından beri Zuckerberg kararlı, fırsatçı ve azimli oldu. Ancak bu karar Zuckerberg’i kararsızlığa sürükledi. Henüz yirmilerinin başındaydı, hayat deneyimi sınırlıydı ve sofistike finansa dair düşük bir birikimi vardı. Facebook’u satmak istemiyordu ama her şeyin yolunda gideceğinden nasıl emin olabilirdi? Bütün yatırımcıları ve çalışanları Yahoo’yu reddetmenin delilik olduğunu düşünürken kendisi her şeyi nasıl rayına sokabilirdi? İşleri daha da kötüleştiren ise, üniversite ve lise popülasyonunun tamamına ulaşmasına ramak kalmasıyla Facebook’un büyümesi de yavaşlıyordu. Yatırımcıları ve yönetici kadrosunun satmanın en mantıklı yol olduğunu düşünmesinin asıl nedeni de buydu.

2018 yılında Zuckerberg bana bu zaman dilimi hakkında konuşurken, “Sahtekar sendromuna girmiştim” dedi ve ekledi, “etrafımı yönetici olarak saygı duyduğum insanlarla sarmıştım ve bir şirket inşa etmenin ne demek olduğunu bildiklerini sanıyordum. Kısaca beni bu teklifi değerlendirmem konusunda ikna ettiler”.

Teklifi sözlü olarak kabul etti. Ancak Yahoo CEO’su Terry Semel taktiksel bir hata yaptı ve Yahoo hisselerinin düşüşe geçmesi üzerine teklifi tekrar gözden geçirmek istediklerini belirtti. Zuckerberg bu fırsattan yararlanarak müzakerelere son verdi. Değişimin Kitabı’nda kaleme aldığı iki projenin Facebook’a daha çok katma değer yaratacağına inanıyordu.

Zuckerberg’i Facebook’u satması için iteleyen yöneticiler ya istifa etti ya da kovuldu. Zuckerberg konu hakkında, “bu ilişkiler gereğinden fazla yıpranmıştı” dedi.

Zuckerberg Yahoo’yu reddettikten sonra Değişimin Kitabı’nda kaleme aldığı kilit projeleri hayata geçirmeye başladı. 8 aylık yoğun çalışmanın ardından News Feed 2006 yılının Eylül ayında kullanıcıların beğenisine sunuldu; geri dönüşler bir felaketti ve öne çıkan konu mahremiyet oldu.

News Feed sosyal gruplarda büyük bir ses getirdi. Bütün Facebook arkadaşlarınız artık bir partide alkolü fazla kaçırıp kaçırmadığınızı ya da sevgilinizin sizi terk edip etmediğini anında öğrenebiliyordu. Tüm bunların nedeni Facebook’un bu bilgileri onların gözüne sokmasıydı! Sayısı 100 bini geçen kullanıcı News Feed’in kullanımdan kaldırılmasını savunan birçok gruptan birine üye oldu. Facebook ofisinin önünde protestolar bile gerçekleşti.

Facebook’un içinde ise ürünü geri çekme konulu aramalar yapılıyor olsa dahi çalışanlar verileri analiz ettiğinde harika bir şeyle karşılaştı; yüzbinlerce kullanıcı News Feed’i sevmediklerini ve onaylamadıklarını dile getiriyorduysa da aksiyonları bunun tam zıddını söylüyordu. İnsanlar Facebook’ta daha çok vakit geçirmeye başlamıştı. News Feed’e karşı kızgınlıkla dolmalarının bile ana kaynağı News Feed’di; öyle ki News Feed karşıtı hareketlere katıldığınızı arkadaşlarınıza bildiren yine News Feed olup sizi de bu harekete katılmaya teşvik ediyordu.

Zuckerberg paniklemedi. Bunun yerine 5 Eylül tarihinde saat 22:45’te kullanıcılarının yakarışlarını duyduğuna dair “Sakin olun. Nefes Alın. Sizi duyuyoruz.” adlı –biraz küçümseyici bir tonla yazılmış- bir blog postu paylaştı. Bu bloğu izleyen birkaç gün boyunca Facebook ekibi News Feed’i daha güvenli kılmayı hedefleyen özellikleri platforma entegre etmeye başladı (her ne kadar bu özelliklerin daha en başından var olmuş olmaları gerekse de). Öfke dindi ve kimsenin anlam veremediği kadar kısa bir zamanda insanlar yeni Facebook’a alıştı. News Feed Facebook’un devamlı büyümesinin önemli aktörlerinden biri oldu.

Zuckerberg bu ilk toplum krizinden yanlış da olsa bir ders almışa benziyor; ciddi mahremiyet sorunları olan bir ürünü piyasaya sürdü, evet bir kriz çıktı, ancak hızlı aksiyon ve böyle bir özür kızgın kalabalığı sakinleştirmeye yetti. İnsanlar ürüne bayıldı.

Facebook’u 2008’de bırakan ama Zuckerberg’e yakın durmaya devam eden Matt Cohler, “Bu süreç Mark’ın ve şirketin bulunduğu küçük bir evrende oldu, bitti. Niyet iyiydi, yol boyunca yanlış kararlar verildi, bu yanlış kararların sorumluluğunu kabul ettik, onları düzelttik ve yolumuza devam ettik. Bu tutum tüm şirketin operasyonunu özetler nitelikte.” diyor.

Zuckerberg Facebook’un yegane karar mekanizması olarak yerine alışmaya başladı. Zuckerberg’in Harvard’dan sınıf arkadaşı olan ve sonrasında Facebook’un yönetici kadrosuna katılan Sam Lessin, Zuckerberg’in sık sık odadaki herkesin söylemleriyle çelişen kararları verdiğini dile getiriyor. Bu kararlar söz konusu olduğunda elbette Zuckerberg’in kararının kabul edildiğini ve eninde sonunda haklı çıktığını da iletmeyi atlamayan Lessin, insanların Zuck-kararlarının ardında bir bilgelik yattığını kabullenmeyi öğrendiğini söylüyor.

Facebook daha da büyüyor

Zuckerberg büyümek istiyordu. Defterinde de belirttiği gibi Facebook insanlar bilgilerini paylaştığında büyüyordu ve News Feed’le birlikte insanların paylaşmanın değerini görmeye başlayacaklarını düşünüyordu. Facebook mahremiyet kontrol mekanizmaları sunuyordu ancak tüm yazılımlarda da olduğu gibi varsayılan ayarların önceliği bulunuyordu. Mahremiyet kontrolleri sunmak, mahremiyet sunmakla eş anlamlı değil; tıpkı mahremiyetin mahremiyet algısıyla aynı şey olmadığı gibi.

Bu dönüm noktalarında iç operasyonlarda Zuckerberg’in en güvendiği adamlarının ona karşı çıktığı hararetli müzakereler gerçekleşiyordu. 2007 yılında Facebook Beacon adlı bir özellik üzerine tartışıyordu. Beacon ile insanların web’den yaptıkları alışverişler takip edilecek ve bu bilgi arkadaşlarıyla direkt paylaşılacaktı. Takımı Zuckerberg’den bu özelliği sunmamasını isteseler de çabaları nafileydi. Elbette beklendiği üzere Beacon çıktığı gibi geri çekildi ve bunun üzerine Zuckerberg, Sheryl Sandberg’i COO olarak işe aldı. Bu iş birliğinde Zuckerberg ürünle ve mühendisliğiyle uğraşırken Sandberg, Mark’ın yapmak istemediği satışlar, kurallar, yasalar, içerik moderasyonu ve güvenlik gibi faktörlerle uğraşacaktı. “Bu çok kolaydı” diyor Sanberg ve ekliyor, “o ürünü aldı, ben de kalanını”.

Ancak Zuckerberg hala karar mekanizmasının son zinciriydi. 2009 yılında Facebook varsayılan ayarlarını değiştirdi ve yeni kullanıcılarının paylaşım kapsamını “arkadaşlar” seçeneğinden “herkes” seçeneğine çevirip herkesten aynısını yapmasını istedi. 2010 yılında aplikasyon geliştiren üçüncü partilere daha çok kişisel bilgi veren Instant Personalization (Anlık/Hızlı Kişiselleştirme) adlı özelliği piyasaya sürdü. Zuckerberg şirket içi ikazlara rağmen büyümeyi ve rekabette avantajı tekrar tekrar tedbir ve mahremiyet önceliğine tercih etti. Sonuç ise çat pat özürler ve içlerinde Federal Ticaret Komisyonu’ndan gelen 5 milyar dolarlık bir ceza da bulunan suçlamalar oldu.

Zuckerberg’in kararları sırasında odada bulunup adını paylaşmak istemeyen bir yönetici, “Her liderin emir verme hakkı vardır ancak liderler herkesin onlara karşı çıkmasını kendilerinin haklı olduğunun bir göstergesi olarak algılamaya başladığında kaybeder” diyerek bu süreci özetliyor.

Savaş zamanı CEO’su Zuckerberg   

2016 yılının yazında Zuckerberg’le beraber Nijerya’ya gittim. Lagos’ta bulunan ve teknoloji startupları için kurulmuş olan bir merkeze geldi ve oradakilere sanki oraya hep uğrarmışçasına selam verdi. Herkesi etkisi altına aldı: bu kişiler arasında Facebook destekli Wi-Fi satan yerel bir iş kadını, Nijerya eğlence düyasının yıldızlar ve hatta Başkan Muhammadu Buhari bile vardı. Zuckerberg bir gecede ulusal bir kahraman haline geldi.

Şimdi bakınca o zamanların Facebook’un zirve zamanları olduğunu görüyorum. İki ay sonra Donald Trump A.B.D. Başkanı seçildi ve bu seçimi takip eden birkaç yılda Facebook’un hatırı sayılır sayıda günah işlediği ortaya çıktı. Rusyada bir yanlış bilgi kampanyasının aracısı olmuş, kullanıcılarına verdiği mahremiyet sözlerini bozmuş, kimisinin bilgilerini izinleri olmadan toplamış, Myanmar’da iki insanın ölümüne neden olan bir ayaklanmaya önayak olmuş ve bağımsız gazeteciliği yok etmekte önemli bir rol oynamıştı.

Zuckerberg’in bu eleştirilere ilk reaksiyonu defans oldu. Ancak yanlış bilgi sirkülasyonu reddedilemeyince ve konu kurultaya ulaşınca artık görmeye alıştığımız özür dile ve yola devam et modeline geri döndü; en azından topluma karşı. Şirket içinde ise edindiği tavır bambaşkaydı.

2018 yılının Temmuz ayında Facebook’un en önemli 40 liderinden oluşan “M Team”, aynı zamanda Sun microsystems’in eski ofisi olan Classic Campus binasında periyodik toplantılarından birini gerçekleştiriyordu. Her şey normal başlamıştı. M Tem toplantılarında yöneticilerin her biri hem işleri hem de hayatları hakkında olup bitenlere dair bir güncelleme verir (bu seansların duygusal görüntülere ev sahipliği yaptığı da, “çocuğum hasta” ve “evliliğim sona erdi” gibi cümlelerin dile getirilmesiyle görülmüştür) ve Zuckerberg hep en son konuşur. Bu sefer sırası geldiğinde, yaptığı açıklama herkesi şaşkınlığa uğrattı.

Risk sermayedarı Ben Hrowotiz’in yazdığı bir blog gönderisini okuduğunu söyleyen Zuckerberg bu yazıda iki tür CEO’nun tanımlandığını belirtti; savaş zamanı ve barış zamanı CEO’ları. Savaş zamanı CEO’ları varoluşsal tehditleri savuşturup bu tehditlerle başa çıkarken acımasız olmalı. Bu tanım Zuckerberg’i çok etkilemiş olacak ki seçimden beri şirketinin eleştirmenler, yasa düzenleyiciler ve basın tarafından saldırıya uğradığını belirtip ekibinin kendisini bir savaş zamanı CEO’su olarak görmelerini istediğini söyledi.

Açıklamasında bir değişimin özellikle altını çizen Zuckerberg, Horowitz’ten bir alıntı yaptı; “Barış zamanı CEO’ları çatışmaları minimize etmeye çalışıyor. Savaş zamanı CEO’ları ne bir orta yol bulma çabasına girer, ne de anlaşmazlıkları tolere eder”. Zuckerberg bu alıntı üzerine yönetici kadrosuna bir savaş zamanı CEO’su olarak insanlara ne yapmaları gerektiğini söyleyeceğini (emredeceğini) iletti.

Elbette Zuckerberg hep son kararı veren kişi oldu. Ancak şimdi her zamankinden daha hızlı hareket edeceğini, bunun kararları öncesinde gerçekleşen gerek fiziksel gerek dijital müzakerelerin zamanını da kısacağını ilan etmiş oluyordu. Odanın bir kısmı Zuckerberg’in onlardan sessiz kalıp emirlerini uygulamalarını söylediğini düşündü. Zuckerberg ise bu karakterizasyonun doğru olmadığını söylerken, “İnsanlara özetle savaş zamanı modunda olduğumuzu düşündüğümü söyledim” sözlerini kullanıyor. “Hızlı hareket etmek zorundayız ve bu çoğu durumda karar verme süreçlerinde birden fazla partinin gerektiği veya uygun görüldüğü kadar çok bir araya gelememesi anlamına geliyor. Şu anda ihtiyacımız olan gelişmeyi sağlamak için edinmemiz gereken tutumun bu olduğunu düşünüyorum”.

Savaş zamanı CEO’su rolünü daha stresli mi yoksa daha eğlenceli mi bulduğunu sormadan edemedim.

Karşılaştığım ise ünlü Zuck sessizliği ve Sauron’un gözü oldu.

“Beni uzun zamandır tanıyorsun” dedi sonunda, “optimizasyona eğlence için başvurmam”.

En büyük günah: Çekingenlik!  

4 Temmuz 2019 tatilinden önce Zuckerberg’ün evine misafir oldum. Karşımda oturan insan 13 yıl önce tanıştığım 21 yaşındaki iş insanından ancak bu kadar farklı olabilirdi. Zuckerberg artık başkanlarla, otokratlarla aynı masaya oturmuş, yasa düzenleyiciler tarafından parçalanmış, multimilyarder olmuş, bir aile adamına dönüşmüş ve kendini eşinin yürüttüğü bir organizasyonu finanse ederek yüzyılın sonuna kadar tüm hastalıkların tedavisini bulmaya adamıştı. Şirketi beklenmeyeni yapmış ve insanlığın üçte birini bir ağda bir araya getirmişti. Şimdi ise verdiği bu zararı telafi etmeye çalışıyordu.

Bir başka yönden bakılınca ise Zuckerberg için 2006’da sahip olduğu iyimserlik ve yaratıcılığı canlı tutmaya çalışıyordu diyebilirim. Bu zaman diliminde her şey kendiliğinden yerine oturuyordu ve dünyayı çalışanlarının masasına düzenlice karalayarak bıraktığı notların fotokopileri aracılığıyla değiştirebiliyordu. Tüm bunların yanı sıra Facebook’un kendini düzeltme çabasının büyümesinin önüne geçmemesi konusunda kararlılığını sürdürüyordu.

O yıl süresince birkaç kez konuşmuştuk. Şirketinin hataları konusunu açtığımda kendi kişisel hatalarının bu süreçlerdeki yeri konusunda samimi itiraflarda bulundu. Belki de kendini Facebook’un ona bu kadar sorun yaratan kurallarından bu kadar uzakta tutmak mantıklı bir karar değildi. Belki Twitter’a karşı beslediği sağlıksız rekabet News Feed’i viral çöplerin üreme yeri haline getirmişti. Belki de Sandberg’in alanındaki konulara yeterince dikkat etmemişti. Zuckerberg’e göre Sandberg’le yaptıkları görev paylaşımı sürecin başında mantıklıydı, ancak şimdi içerik moderasyonu ve kurallar gibi konulara daha çok enerji harcamayı anlamlı bulduğunu söylüyor.

Ancak tüm bunlardan daha da kötü günahın çekingenlik olduğunu söylüyor.

“Şansımı daha çok denediğim için daha çok yanlış yaptığımı düşünüyorum” diyor ve ekliyor, “evet, geçmişe bakınca strateji ve kayda geçirme konusunda birçok hata yaptığımı görebiliyorum. Ancak hata yapmıyorsan, potansiyelinin tamamını kullanmıyorsundur değil mi? Böyle böyle büyüyorsun”.

Temmuz’da konuştuğumuzda bu hatalardan bir kısmının kötü sonuçları olduğunu söylese de şu anın ötesine bakmanın öneminin altını çizdi. “Bu hataların birkaçı gerçekten kötü ve insanlar anlaşılabilir bir şekilde oldukça kızgınlar. Ulusların seçimlere karışmaya çalıştığı, Birmanya ordusunun soykırımları için nefret yaydığı bir platformun sahibiyken burada nasıl iyi bir şey bulabilirsin? Ancak aynı bir önceki sanayi devriminde ya da toplumdaki diğer yıkıcı değişimlerde olduğu gibi, bu örneklerinin bazılarının ne kadar acı verici olduğunu göz ardı etmeden, uzun vadeli pozitif etki anlık negatifin önüne geçebiliyor diyebilirim. Olumsuzu da olabildiğince iyi karşılayarak süreci geçiriyoruz. Bütün bu süreç boyunca bu inancımı yitirmedim. Bizim tarihin önemli bir parçası olan internetin bir diğer parçası olduğumuza inanıyorum. Ancak elbette bugüne kadar yeterince üzerine düşmediğimiz negatif kullanımların üstesinden gelmek gibi bir sorumluluğumuz da var”.

Zuckerberg Facebook’un hala iyiliğe neden olduğuna inanıyor. Birçok insanın dünyaya büyük zararlar verdiğini düşündüğü iş adamı, “Bu şirketi yönetip de dünyayı ileriye yönlendireceğini düşündüğüm aksiyonları almazsam olmazdı.” diyor. Facebook değişmek zorunda olabilir ama Zuckerberg platformun doğru yolda olduğunu düşünüyor.

Gitme vakti gelip çattığında Zuckerberg beni kapıya kadar geçirdi. Ona konuşmamız sırasında 2006 yılında yazdığı Değişimin Kitabı’ndan sayfalara ulaştığımı söylediğimde bu sayfalara şimdi göz atmanın hoş olacağını söyledi. Telefonumda var olan dosyayı açıp telefonumu ona uzattım.

Zuckerberg kapak sayfasına bakıp ismini, adresini ve kitabın kaybolması durumunda bulup getirene 1000 dolar verileceği yazıyı görünce el yazısını tanıdığını söyleyip gülümsedi.

Sayfalara göz attıkça gülümsemesi tüm suratına yayılmaya başladı. Genç haliyle bir araya gelmişti; kural düzenleyiciler, nefret edenler ve güvenlik görevlilerinden habersiz çocuk patron mutlulukla ekibi tarafından yazılıma dönüştürülecek fikirlerini yazıp dünyayı değiştirmeyi hedefliyor. Sonsuza dek kaybolmuş bir hazineyi bulmuş gibiydi.

Bu transtan çıkmak istemiyor gibiydi ancak sonunda telefonumu bana geri verdi ve evine döndü.

Kaynak: Wired

Marketing Türkiye

Marketing Türkiye