nexCMO

Yapay zeka ile verginin geleceği

YAPAY ZEKA İLE VERGİNİN GELECEĞİ BÖLÜM 2

2011 yılında Hannover Fuarı’nda ilk kez Endüstri 4.0 kavramına yer verilmişti. Bu kavramla birlikte geniş bir tartışma konusu açılmış ve yeni düzenin ilk bulguları da ortaya konulmuştur. O tarihten bu tarihe kadar gelindiğinde ise Covid-19 ile birlikte bu yeni endüstri anlayışının ne kadarda hızlı ilerleyeceği ve bizi nelerle karşılaştıracağı şimdilerde üzerinde fazlasıyla kafa yorulan bir alanı ortaya koymaktadır. Özellikle değişen tüketim araçları, anlayışı ve konusu başta olmak üzere yaşanan bu gelişmeler; yapay zeka, makine öğrenimi, nesnelerin interneti, akıllı robotlar/fabrikalar, bulut bilişim sistemi, büyük veri ve analizi, artırılmış/sanal gerçeklik, blockchain, siber-fiziksel sistemler [1] gibi kavramalar ile tanıştırmıştır. Bununla da kalmayarak robotik otomasyon süreçleri, kurumsal kaynak planlaması, malzeme ihtiyaç planlaması ve stratejik muhasebe yönetimleriyle aslında vergi, muhasebe, finans ve denetimleri için geleceğin ekonomik yapısının şekillenmesi adına birçok gelişmeyi de yakından takip edilmesi gerektiğini de ortaya koymuştur. Aslında her ne kadar konumuzun başlığını yapay zeka oluştursa da bu endüstri düzeni içerisinde birbirine iç içe geçmiş teknolojik ve dijitalleşme gelişmelerinin saydığımız bu kavramlar bütünü olarak düşünmemiz, yapay zeka ve makine öğrenimi başta olmak üzere bir temellendirme yapmamızın doğru olduğu sonucuna ulaştırmaktadır. Bizlerde bu nedenle yapay zeka temelli bir kapsam belirleyerek içinde bulunduğumuz endüstri modelini vergisel etkileşimlerine ve gelişmelerine yer vermeye çalıştık. Çünkü üretilen zenginliklerin bölüştürülmesi ve sistemin sürdürülebilirliği devletin asli görev ve faaliyetlerinin eleştiri konusu olmasına sebebiyet vermiştir. Ayrıca, işsizlik/istihdam, mal ve hizmetlerin kimin için ve ne şekilde üretileceği, gelir elde edenlerin gelirinde azalma gibi vergi sorunları ve kayıplarına yol açtığı gibi aynı zamanda vergi inceleme ve denetim tekniklerinin değişmesinde modernizasyonunu sağlamıştır.

Dünya Ekonomik Forumu’nun Kurucusu ve İcra Kurulu Başkanı Profesör Klaus Schwab, yaşama, çalışma ve birbirimizle ilişki kurma biçimimizi kökten değiştirecek bir devrimin başında olduğumuzu 2016 yılında ele aldığı yazıyla vurgulamaya çalışmıştı. Schwab’ın sözlerine kulak verdiğimizde Dördüncü Sanayi Devrimi’nde, fiziksel, dijital ve biyolojik dünyaları birbirine bağlayan AI (yapay zeka), blockchain ve IoT (Nesnelerin İnterneti) gibi çeşitli teknolojilerin kullanımı ile karakterize edilen bu dönemi, endüstriler, fonksiyonlar ve ekonomileri ne denli etkileyeceği yönünde çıkarımlarda bulunmuştu. Günümüze baktığımızda çok geçmeden bu çıkarımların ne kadarda doğru olduğunu görmekteyiz.

İlk sanayi devrimi neticesinde emeğin verimliliğindeki artış, işçilerin pazarlık güçlerini artırmış ve onları vazgeçilmez kılmıştır. Fakat bazı yazarlar Endüstri 4.0’ ın aynı sonucu doğurmayacağını, artık emeğin vazgeçilmez üretim faktörü olma özelliğinin giderek zayıfladığını ifade etmektedirler. [2] Endüstrileşme 4.0 ile insana ve işgücüne olan ihtiyaç daha da azalmaktadır. Şu an yapay zeka ile birlikte istihdam konusu daha fazla yer teşkil etmekle birlikte yaratıcı ve mesleki muhakemeye dayalı iş kollarında en azından daha ileriki zamanlarda azalma olacağı düşünülmektedir. İnsan nüfusu artışı oranından daha fazla insan işgücüne ve istihdamına duyulan ihtiyaç azalmaktadır. Her ne kadar bu monoton, standart ve fiziki güce dayalı alanlar için gösterse de ileride bu alan insana ihtiyaç var mı sorusunun daha çok sorulmasına neden olacaktır. Böylesi çıkarımlarda aslında kaç yıllık bir öngörünün ürünü olur ya da yapay zeka, dijitalleşme ve robotik gelişmeler ne kadar bu alanları da kapsayacak bir görünürlüğe sahip olur bilinememektedir ve bu süreç hızlı bir şekilde işlemektedir. Bu dönemin en önemli noktası ise hiç şüphesiz insan gibi düşünüp hareket edebilme kabiliyeti olabilmesi ve kendi kendini yaratma öngörüsüne sahip bir alanın ortaya çıkmasıdır. Şu ana kadar ki dönemlerde kendine biçilen ve belirlenen sınırları kadar yapabilme yetisi olan makineler ya da sistemler yerini sınırları olmayacak şekilde tasarlanabilir hale dönüşmektedir. Böylesi bir süreçte insan ve insan faaliyetinin olduğu her alan etkilenecektir.

Bizlerde bu alana ışık tutmak amaçlı olarak yapay zeka ve vergi alanında çalışma yapmayı uygun gördük. Çalışmamızın ilk bölümünde “Yapay Zeka, Robot ve Otonom Sistemlerin Vergilendirilmesi Fikri” ni, ikinci bölümünde “Yapay Zeka, Devlet ve Vergi İlişkisi”, son bölümünde ise “Yapay Zeka İle Vergi Alanındaki Gelişmeler” olarak yer vererek sonuca bağlamaya çalışacağız.